İçeriğe geç
Mehmet Ferit Yaz Şiirler ve hutbeler

Hutbe

Ahlakın ve Cesaretin Zirvesi: Resul-i Ekrem (s.a.v.)

Cuma hutbesi

0:00
0:00
Hutbenin kaydı

Cumanız hayırlara vesile olsun.

İnsanlık tarihi boyunca yüce Allah pek çok peygamber göndermiştir. Ahlaki erdemlere gölge düşen her devirde bu gölgeyi kaldırmak için yüce Allah yüce bir ahlak vaat eden ve o ahlakı yaşayan bir peygamber görevlendirip göndermiştir. Elbette bu peygamberlerden biri de dünyanın beyefendisi Hz. Muhammed Mustafa’dır.

Kutlu peygamber büyük bedeller ödeyerek bize sadece Kur’an’ı getirmemiştir. Kur’an’la birlikte Kur’an’ın vücut bulmuş hali olan yaşam tarzını, sünnetini de miras bırakmıştır.

Bu kutlu kaynaktan beslenen pek çok sahabe ondan öğrendikleri erdemlerle dünyaya nam salmışlardır. Mesela Hz. Ömer adalet ile tanınmış, Hz. Osman haya ile tanınmış, Hz. Ebubekir cömertlik ile meşhur olmuş, Hz. Ali kahramanlığı ile öne çıkmıştır. Ama hiçbiri meşhur oldukları alanlarda bile onun kadar olamamışlardır.

Adalet denince en önce akla Hz. Muhammed Mustafa gelir. Vefatına yakın minbere çıkıp “İşte sırtım burada. Kime haksızlık etmişsem gelin sırtıma vurarak hakkını alsın. Resulullah darılır diyerek çekinmeyin. Benden hakkını isteyene darılmak benim fıtratımda yoktur” demiştir.

Merhamet, şefkat, ahde vefa, doğruluk, dürüstlükte de olduğu gibi haya ve cömertlikte de emsali olmamıştır. Savaş ganimetlerinden elde ettiği imkanla Hz. Süleyman gibi mal ve servete sahip olması mümkün iken arkasında sadece 7 dirhem bırakarak dünyaya veda etmiştir.

Sevgi, saygı, tevekkül ve takvada olduğu gibi cesaret, şecaat ve kahramanlıkta da tabiri caizse onun eline su döken olmamıştır, çıkmamıştır. Kahramanlığıyla namdar olan Hz. Ali, gözlerin korkudan yuvalarından fırladığı savaş meydanlarında “Biz peygamberin arkasında gizlenirdik” diyerek peygamberin şanını dünyaya ilan etmiştir.

Evet. O her erdemde zirvedeydi. Şahsına yapılan saldırılarda affedip geri durduğu bilinmektedir. Ama Allah için meydana inmesi gerektiğinde meydanları titreterek zalimlere karşı amansız bir mücadele verip destan yazmıştır.

Huneyn’de Müslüman ordu ani bir pusu ve yoğun ok yağmuru karşısında dağıldığında peygamber tek başına düşman ordusuna dalmak üzere katırını şaha kaldırmış ve ilerlemek istemiştir. O sırada peygambere zarar gelmesini istemeyen, etrafındaki birkaç sahabenin her biri katırın ayaklarından, kuyruğundan tutarak peygamberi yavaşlatmışlardı.

O sadece Huneyn’de değil her yerde kahramanlığından söz ettirmiştir. Zorlu Huneyn günü gibi bir Uhud gününde de yine aynı şecaati göstermiştir.

Uhud tepesinde konuşlanan Müslüman okçu birliği yerlerini terk etmişti. O sırada henüz Müslüman olmayan düşman ordu komutanı okçu birliğinin yerlerini terk etmelerini fırsat bilerek Müslümanları çembere almıştı. Bir anda düşman ordusunun tam ortasında kalan İslam ordusunun pek çok neferi dağılmış, birçoğu da Hz. Hamza gibi şehit olmuştu.

Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Ali peygamberi korumak için halka oluşturmaya çalışmış, Ebû Dücâne vücudunu oklara siper ederek bir kalkan gibi peygamberi korumak istemişse de başarılı olamamışlardı.

Ellerine geçen fırsatı değerlendirip Muhammed’i öldürmek isteyen azılı kafirler var güçleriyle peygambere saldırmışlardı. Dört bir taraftan saldıranlar arasında olan Abdullah İbn-i Kamye kafiri peygamberin başına bir kılıç darbesi indirmiş, peygamberin başındaki miğfer ikiye bölünmüş ve miğferin halkaları peygamberin yüzüne batmış, saplanmıştı. Diğer taraftan Abdullah bin Şihab ve Utbe kafirleri peygambere taşlarla saldırmış, bir taş peygamberin mübarek ağzına, biri çenesine isabet etmiş ve o kutlu insanın dişleri kırılmıştı.

Emsalsiz kahraman Hz. Muhammed o an adeta 3.000 kişilik düşman ordusuyla tek başına savaşmıştı. Kahrolası düşman taşlarla, kılıçlarla, ok ve mızraklarla saldırmış, atlısı da, piyadesi de Hz. Muhammed Mustafa’ya hücum etmişti. Tüm bunların üstüne efendimiz savaş öncesi kazılan bir çukura düşüp yaralanmıştı. O sırada peygamberi öldürmeye yemin edip atını peygamberin üzerine süren Übey bin Halef’e peygamber sallallahu teala aleyhi ve sellem bir mızrak fırlatarak bu kafiri yaralayıp atından düşürmüştü.

Uhud’da musibetten musibete düçar olan Hz. Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem Uhud’a şanına yaraşır bir destan sığdırmıştı. Tüm bu saldırılar altında kendisini korumaya gayret ederken ordusunu unutmamış, onları düşmanın insafına terk etmemiştir. Ölüme meydan okuyarak “Ben ölmedim, buradayım” diyerek ashabına seslenmiş, bir koridor açarak Uhud Dağı’nın eteklerine çekilmeyi başarmıştır.

Evet. O sadece savaş meydanlarının kahramanı değildi. Öfke anlarının, intikam anlarının da kahramanıydı. Canına kast edenleri affetmesi, kutsalına dil uzatanları cezalandırmaktan vazgeçmesiyle de nice büyük destanlar yazmıştır. “Güçlü kimse güreşte rakibini yenen değildir. Asıl güçlü kişi öfkelendiği zaman nefsine hakim olandır” diye boşuna söylememiştir.

O her platformda, her şart altında ve her zeminde ilkelerinden taviz vermeden yaşayan gerçek bir kahramandır. Sabır, şükür, sadakat, hoşgörü, kanaat, iffet, yetimi koruma, yoksulu doyurma onunla istikamet buldu. Dini değerleri, ahlaki erdemleri, metanet ve fetanetiyle bize o öğretti.

Ahlaki erdemler için çok ağır bedeller ödedi ama asla vazgeçmedi. Direndi ve bizleri de direndiği gibi direnişe çağırdı. Bize düşen bu efsane lidere layık bir ümmet olmaktır. Bu şereften payidar olmak için iman ve ahlaki erdemlerden taviz vermeyelim. Onun gibi yaşayıp onun gibi ölmeye gayret edelim.

Hutbeme, hutbenin başında okuduğum ayetin manasıyla son veriyorum. İman edip salih amel işleyen ve Rabb’leri tarafından Muhammed’e indirilen hakikate inanmış olanlar Allah’ın rahmetine erişeceklerdir. Allah onların geçmişte işledikleri kötü fiillerini silecek ve kalplerini sükunete kavuşturacaktır.

— Mehmet Ferit Yaz

Paylaş WhatsApp