Hutbe
Beşerden İnsana: Kur’an’la Yükselmek
Cuma hutbesi
Cumanız hayırlara vesile olsun. Muhterem müminler, Yüce Allah yarattığı tüm varlıkları, organların uyumu ve yüz simetrisi gibi kusursuz bir estetik ile akıl, irade ve vicdan gibi ruhsal bir derinlikle en güzel kıvamda yaratır. Âdemoğullarını da yarattığı güzel varlıklar sınıfından güzel bir varlık olarak yaratmıştır. İnsan, bu yüce Yaratıcı’nın bir sanat eseri, şah eseridir. Bedeni ve ruhuyla, vicdanı ve iradesiyle yücelme potansiyeli taşıyan, mükemmelliğin adayıdır.
İman edip salih ameller işlediğinde mahlukatın en hayırlısı olma şerefine ulaşır. İnkâr edip fitne ve fücura daldığında ise mahlukatın en şerlisi konumuna düşer. Yüce Allah, güzel donattığı, şan ve şeref verdiği insanı kutlu kelamı Kur’an ile esfel-i sâfilînden kurtarıp ahsen-i takvîme çıkarmayı murad etmiştir.
Aslında insan, kötü biri olsun diye değil, iyi biri olsun diye yaratılmıştır. Gerçi harcına fücur da katılmıştır; ama üzerine takva dökülmüştür. Kur’an da İslam fıtratıyla programlanmış olan insanı iyi bir insan, iyi bir Müslüman yapmak ve onu ulvi makamlara çıkarmak için nazil olmuştur. Nazil olduğu ilk günden bugüne dek Kur’an, nice kötüyü, ona iman edip onu hayatlarına taşımaları şartıyla iyi ve kaliteli bir insan, muhsin ve muttaki bir Müslüman yapmıştır. Öyle ki kötülükte zirveye çıkmış pek çok merhametsiz, gaddar, zalim insanı dönüştürüp merhamet abidesi, şefkat timsali, adalet hamisi hâline getirmiştir. Hatta Kur’an bunu bazen tek bir kısa ayetle, hatta iki harften oluşan bir ayetle başarmıştır. Tâ-Hâ Suresi’nin iki harften oluşan ilk ayetiyle ve ardından gelen “Ey insan, biz bu Kur’an’ı kötü biri olasın diye indirmedik” mealindeki ayetle yaptığı gibi.
Bildiğiniz gibi, Kur’an vahyinin ilk döneminde Mekke kasabası kaba, saba, zorba, zalim, cani, hırsız ve arsız insanlarla doluydu. O zorba adamlardan biri de Hattab’ın oğluydu. Kur’an’la yüzleşmediği dönemde Ömer, kendi nefsine ve başkalarına çok ama çok zulmetmişti. Zorbalığı ve zalimliğiyle nam salmıştı. Mekke’nin ileri gelen zalimleriyle aynı safta olduğu dönemde, zuhur eden peygamberi öldürmek ve getirdiği vahiy olan Kur’an’ı ortadan kaldırmak için harekete geçmişti.
Şimdi Ömer, Mekke sokaklarında Hz. Muhammed Mustafa’yı arıyordu. Gördüğü yerde onu öldürecek, başını gövdesinden ayıracaktı. Ancak kader onu yolda yakalayarak yönünü kız kardeşinin evine çevirecekti. Kız kardeşi ve eniştesinin Müslüman olduklarını duymuş, öfkeden patlamak üzere olan bir yanardağ gibi kapılarına dayanmıştı. Diğer taraftan kız kardeşi Fatıma ve eniştesi Said bin Zeyd, Ömer’den habersiz, evlerinde okunan Kur’an’ı huşu ile dinliyorlardı. Habbab bin Eret, Tâ-Hâ Suresi’nin ilk ayetlerini okumakta; Ömer de kapının önünde okunan Kur’an’ı dinlemekteydi.
Hakkında bilgi sahibi olmadığı Kur’an, dinlediği ilk ayette Hattab oğlunun hayal dünyasını yerle bir etmiş, batıl ideolojisini ve putlarını yere sermişti. Hattab oğlu Ömer’in Kur’an’a karşı ön yargısı kapının önünde iflas etmişti. Kur’an, Habbab bin Eret’in okuduğu ayetlerle adeta Ömer’e seslenmişti: “Tâ-Hâ; ey insan, ey Ömer! Ben, iyi bir insan olasın diye geldim.” Bu ayetlerle kendinden geçen Ömer içeri dalmış, “Okuduğunuz şeyi bana verin!” diye feryat etmişti. Ayetlerin yazılı olduğu derileri Ömer’in ellerine tutuşturduklarında, kendinden geçen Ömer Kur’an’ın önünde diz çöküvermişti. Kalbinde yanan Kur’an aşkı bütün benliğini sarmıştı. Dârü’l-Erkam’a koşmuş, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in dizinin dibinde kelime-i şehadet getirerek Müslüman olmuştu.
O, Hz. Peygamber’i öldürmeye gitmişti. Lakin Kur’an onu, Efendimiz’in davası uğrunda malını ve canını feda edecek bir imana kavuşturdu ve yüceltti. Zorba eşkıya Ömer gitti; onun yerine adaletin hamisi Hz. Ömer geldi. Ve ömrünün sonuna kadar da öyle yaşadı. Kur’an sayesinde Hz. Ömer iyi, kaliteli bir insan, kâmil bir Müslüman olarak yaşadı. İşte ey insan, Kur’an sana da kötü biri olasın diye değil, iyi biri olasın diye nazil oldu, vahyedildi. İman ettiğin kitaba bir kez daha dön, bak. Bu kitabı bir kez daha oku. Allah Kur’an-ı Kerim’de, “Kötü biri olmaktan içi titreyenlere bir öğüt olarak indirdik” buyuruyor.
Değerli müminler, Yüce Allah’ın (celle celâlühû) sanat eseri, şah eseri olabilmek için beşerlikten insanlık rütbesine yükselmek şarttır. Beşeri insan yapan, onu meleklerin ötesine taşıyan ise vahiydir, Kur’an’dır. Göklerden nazil olan Kur’an’da emredilen bütün farzlar ve ilkeler, yasaklanan tüm haramlar ve kötülükler, beşeri insan seviyesine çıkarma ve Müslüman yapma amacını taşır.
Kur’an, Müslüman olmadan önce insan olmaya vurgu yapar. İnsanlık onur ve şerefine sahip olmayı sarp ve dik bir yokuşa benzetir. Bu nedenle “Müslümanım” diyen birinin iyi ve salih bir insan olması olmazsa olmazdır. İnsan olmayı beceremeyen birinin Müslüman olması mümkün değildir. Suda boğulmak üzere olan Firavun, “Ben iman ettim, ben Müslümanım” demişti. İnsan olamayanın “Ben Müslümanım” demesi bu sözden farksızdır. İman iddiası ispat ister. O hâlde Müslüman olduğunuzu yaşantınızla ortaya koyup ispat edin.
Ey insan, biz bu Kur’an’ı kötü, şakî biri olasın diye indirmedik. Kötü, şakî biri olmaktan içi titreyenlere bir öğüt olsun diye indirdik. Bu Kur’an, adam olasınız diye, yeri ve gökleri yaratan Allah katından indirilmiş bir vahiydir.
(düzenlenmiştir.)
— Mehmet Ferit Yaz