Hutbe
Sensiz Cennet Bile Hicrandır Efendim
Cuma hutbesi
Cumanız hayırlara vesile olsun muhterem müminler.
Dünya tarih boyunca hiçbir zaman muradına eremedi. Hep zulüm, hep vahşet, hep kan ve gözyaşı ile dolup taştı. Beşer olarak yaratılan bu varlıklar insan mertebesine kavuşamadı gönderilen onca peygamberlere rağmen. İnsanın yaratılışı söz konusu olduğunda meleklerin dile getirdiği gibi hep fitne çıkarıp kan döktü. Mazlumların iniltisi, yetimlerin feryadına karıştı yüzyıllar boyunca. Diri diri ateş dolu hendeklere atılanların gözyaşları, diri diri toprağa gömülen kız çocuklarının gözyaşları ile birleşip arş-ı alaya ulaştı.
Ve son bir peygamber daha dünyayı muradına kavuşturma adına insanlığın imdadına koştu. Gece gündüz çalışıp çabaladı. Bu uğurda canını tehlikeye attı. Birçok sevenini feda etti; pes etmedi, yılmadı, yıkılmadı, durmadı, duraksamadı. Neredeyse kendisini helak edecekti. Uhud günü canı pahasına düşman saflarını yarıp etrafında bir yol açtığı gibi insanlığa bir kurtuluş yolu daha açtı. Dünya onunla rahat bir nefes aldı.
Sonra bir dönem kesildi feryatlar, dindi gözyaşları. Daha sonra yine kıyameti koptu dünyanın. Bu sefer vahyin nazil olduğu evden yükseldi gam ve keder dolu feryatlar. Muhammed Mustafa refik-i alaya, dostuna kavuştu. Muhammed Mustafa vefat etti denildi. Medine’ye karanlık çöktü. Ömer’in dizlerinin bağı çözüldü. Ebubekir’in gözlerinden yaş aktı. Ali’nin kalmadı mecali. “Sen yaşarken de güzeldin Ya Resulallah, vefat ettikten sonra da ne de güzelsin” diyebildi sadece onu yıkamaya devam ederken.
“Ah, ah benim güzelim” diye bir ses daha duyuldu. Fatma, Ali’sinin yaş dolu gözlerine bakarak “Benim babamın üzerine toprak atmaya, onu toprakların altına gömmeye yüreğiniz nasıl dayandı?” diye sordu sinesine vurarak. Yasını tuttuğu babasının ardından çok kısa süre sonra üzüntüden vefat edecek olan Fatma’dan yürek dağlayan ağıtlar kaldı geriye. Gündüzün ufukları çöktü, güneşin ışıkları söndü. O gün kainatın karanlık günüydü. Peygamber’in vefatından sonra dünya hüzün ve kederden kum yığınına döndü. Ve belki de son haykırışları olacak şu sözleri: “Üzerime tarifsiz bir musibet döküldü, gündüzlerin üzerine dökülseydi nurlu gündüzler kara gecelere dönüşürdü.”
Değerli müslümanlar, Hz. Muhammed Mustafa’nın varlığı alemler için rahmetti çünkü o alemlere rahmet olarak gönderilmişti. Derdi, kederi olan kim varsa ona koşardı. “Ya Resulallah, benim şöyle şöyle bir derdim var” diyenin derdine derman olmaya çalışırdı. Hiçbir şey yapamadığı anlarda da dua eder, tebessüm eder veya ağlayanlarla beraber gözyaşı dökerdi. Duası, tebessümü, gözyaşları derdi olana derman olurdu. Yanına cahiliye döneminde kız çocuğunu diri diri kuyuya atmaya mahkum eden biri gelmişti. “Ya Resulallah, ben kızımı ne kadar çok severdim. Ona rağmen onu kuyuya atıp ölüme terk ettim. Kızımın o seslenişi, o feryadı asla aklımdan çıkmıyor.” O bu durumu anlatırken Allah Resulü gözyaşlarına boğulmuştu. Allah Resulü de ashabı da hıçkıra hıçkıra ağlamışlardı. Peygamberin gözyaşları adama hayat vermişti. Derdi başından aşkın olan kim varsa onun yanına koşar, o nurlu yüzüne bakar; duasıyla, tebessümüyle, gözyaşlarıyla hayat bulurdu. Ama şimdi ondan mahrumuz. Bunun için yüce Rabbimiz şöyle buyurmuştu: “Ey Muhammed onlara dua et çünkü senin duan onlar için huzur kaynağıdır, bir sekinet vesilesidir.”
Varlığı alemlere rahmet olanın yokluğu da musibettir. Dünya Hz. Muhammed’in yokluğundan daha büyük bir musibet görmemiştir. Kendi ifadesi vardır bu konuda: “Benim ümmetim benden sonra benim yokluğumdan daha büyük bir musibete uğramayacaktır.” Dünya Hz. Muhammed’in yokluğundan daha büyük bir musibet görmemiştir. Hiçbir musibet onun yokluğu kadar içimizi acıtmadı. Hiçbir mahrumiyet onun yokluğu kadar bize dokunmadı. Onu kaybedeliden beri gündüzü göremedik. Bu dünyada onu göremedik. Öte dünyada da ona kavuşabilmenin yolu da Kur’an ve sünnete sahip çıkmak, Kur’an ve sünneti hayatımıza hakim kılmaktan geçiyor. Onu bu dünyada göremedik, ahirette görmek istiyorsak onun gibi Kur’an’a sarılmalı, onun hayat tarzı olan sünnetine sarılmalıyız.
Ruhum sana aşık, sana hayrandır efendim.
Bir bende-i alem sana kurbandır efendim.
Ecram u felek levh u kalem mest-i nigahın.
Medheyleyen ahlakını Kur’an’dır efendim.
Mahşerde nebiler bile senden medet ister.
Rahmet diyen alemlere Rahman’dır efendim.
Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalbim.
Sensiz bana cennet bile hicrandır efendim.
Ey Muhammed, şüphe yok ki sen de öleceksin, onlar da ölecek. Efendimizi vefat yıl dönümünde rahmetle yad ediyorum. Ona ve tüm peygamberlere salat ve selam olsun.
— Mehmet Ferit Yaz